VIVE UT VIVAS

05 November 2016


English version not available for this post.

Earl Grey'i tercih ediyorum. Tek bir şehirde değil, bir haritada yaşıyorum. Laciverti özgürlükle bağdaştırıyorum, ruhu ise beyazda buluyorum. Kendimi daha iyi ifade edebilmek adına 4 dil konuşuyorum, ancak yine de düşüncelerime ve duygularıma tercüme olacak lisanın varlığından kuşku duyuyorum. Bir şehre alışmayı sevmiyorum. Çaya iki şeker atıyorum. Kompleksli insanlara tahammül edemiyorum. Alanımın ihlal edilmesine asla izin vermiyorum. Sizinle yarışmıyorum. Birçok soruya gülümseyerek cevap veriyorum. Sarkazm ve ironi ise, dilimin silahları. Kişilerde mizahı önemsiyorum. En çok aldığım üç soru 'neredesin yine', 'ne zaman geliyorsun' ve 'ne zaman gidiyorsun' oluyor. Sonuncu soruyu çoğu zaman 'gitmeden görüşelim' takip ediyor, ancak bu görüşmeler çoğunlukla hiç gerçekleşmiyor. Denize aşığım. Kurumsal beyaz gömleğin altına yırtık kot giymeyi seviyorum. Ve kendimi anlatmak zorunda olmaktan nefret ediyorum.

Bunlar işinize yaramayacak;
içlerinden belki çaya iki şeker attığım bilgisi 
bir süre yarar, sonra o da değişir elbet.

Hayatımızda ne çok şey değişiyor, kimisi yavaş yavaş kimisi bir anda. Ancak kendimizle ilgili değişen şeyler genelde detaylardır, özümüz hep aynı kalıyor. En ilginci ise, insanın sevmediği bir şeyi sever hale gelmesidir. İtiraf et, asla yapmam dediğin her şeyi birer birer yapıyorsun ve bundan gizlice keyif alıyorsun. İşin aslı ne biliyor musun, özgür olamadığın için nefret edersin çoğunlukla, yapmam dersin, sevmem dersin. Özgür olamadığın için saplantılı hisler beslersin. Bi' düşünsene en son asla yapmam diyip yaptığın bir şeyi. Yapmam derken özgür müydün? Büyük ihtimalle hayır. Yaparken biraz daha özgür müydün?.. Koşullar - tek mesele bu. Koşullara göre şekilleniyor hareketlerin farkında olmadan. Koşullar seni sen yapıyor, istediğin kadar inkar et. Seni yaptığın hatalarla veya herhangi bir şeyle eleştirenleri getirsene aklına. Onlar o "hatayı" yapacak koşullara sahipler miydi eleştirirken?

Asla (hata) yapmam diyenlerin,
(hata) yapacak fırsatı olmamıştır henüz.

O fırsatı önce bir yaratmalısın, öyle değil mi? Hata yapmak için bir şeyler yapıyor olmalısın öncelikle. Ama bakıyorum insanlara, eleştirenlerin çoğu o koşullara sahip değiller. Sahip olsalardı şayet, belki de aynı "hatayı" yaparlardı. Hata kavramını da sadece biraz daha iyi anlatabilmek için kullanıyorum, hata olmasına gerek yok herhangi bir şekilde eleştiriliyor da olabilirsiniz - çoğu zaman olduğu gibi. Sen dört dörtlük, mükemmel bir insan dahi olsan, mutlaka sende eleştirecek bir şeyler bulacaklardır - boş eleştiriden bol ne var? Daha iyisini yapabilmen için eleştirenlere lafım yok, fayda sağlayan ve dürüst bir eleştiride bulunabilen insanlar da var elbette, ama bunlarla genelde hemen hemen aynı koşullara sahibizdir. Bu konuda farklı düşünüyorsan aşağıda yorum kısmı var, düşüncelerini benimle paylaşabilirsin. Böylece monolog yapmış olmam, birbirimizi karşılıklı aydınlatabiliriz. 

Kendi hayatıma bakarsam, çevremde çok insan var, ama hiçbiri bana yeterince yakın değil - onlar yakın olduklarını düşünüyorlardır belki de, bilmiyorum. Herkese karşı belli bir mesafem olduğundan pek sık eleştiri almıyorum ben. Bu, her şeyi mükemmel yaptığım anlamına asla gelmez yanlış anlamayın, sadece insanlarla, alanıma müdahale edecek fırsatı verecek diyaloglara girmiyorum. Eleştiriden kastım direkt yüzüme karşı söylenenler elbette, diğer türlüsünü ciddiye almam zaten. Yüzüme karşı söylenenleri de ciddiye alıp almayacağım kişiye ve eleştirdiği şeye göre değişir. Herkesin hayatında, 1. kimsenin haddine olmayacak hususlar, 2. çevreyi ilgilendiren açık hususlar vardır. Birinci kategori kişiliğimizi, düşüncelerimizi ve inançlarımızı kapsar, bunlara yapılan eleştirilere tamamen kapalıyım - eleştiri kabul etmiyorsun diye yargılayabilirsiniz istediğiniz gibi. Benim inandıklarımı eleştirmek kimin haddine ki?.. İkinci kategori ise herkesin ulaşabileceği bir alandır, çevreyi ilgilendiren hareketler vs. mevcuttur. Bu alanda herkes eleştiride bulunabilir, ancak ciddiye alınıp alınmayacağı konusu da kişiye, eleştirdiği şeye ve eleştirinin tonuna göre değişir. 

Kısa bir örnek vereyim: Gerçek deriden üretilmiş kıyafet giyilmesi eleştiriye açık bir konudur, kimisi tamamen karşıyken kimisi hiçbir sorun görmüyor. Tamamen tartışmaya açık bir konu bence. Şimdi ben gerçek deriden üretilmiş bir çanta kullansam ve biri gelip beni bununla eleştirse, öncelikle o eleştirinin tonuna bakarım. "Çantan iğrenç, çok kötü" dediği zaman bu eleştiri dikkate alınacak değerde değildir bana göre. Bir şeyi sadece beğenmemiş olan biri bunu açığa vurma gereği duymaz. Bu yüzden bu eleştiri değil, tamamen kıskançlık ve art niyet içeren bir açıklamadır. Büyük ihtimalle kendisi fahiş fiyatı yüzünden veya herhangi bir sebeple satın alamayacağının farkına varmıştır. Ancak biri gelip "gerçek deriden üretilmiş eşyaların kullanılmasını tasvip etmiyorum, hayvanlar zarar görüyor vs." diye, normal insan aklının mantıklı bulacağı açıklamalarda bulunarak eleştiriyorsa, bu ciddiye alınabilir, en azından ben alırım ve hakkında düşünürüm. Eleştirdiği husus faydalı olacaksa veya kişiyi bir yanlışından çevirecekse neden dikkate alınmasın ki? Bu yüzden eleştirmeye gerek duyuyorsan, yanlış anlaşılmamak için eleştirini gerekçelendir her zaman. Saçma sapan açıklamalarda bulunup "eleştiriye de çok kapalısın" diye zan altında tutma kimseyi. :)

Bu yazının ilk paragrafını okurken 
hissettiklerini getir şimdi aklına.

Ne hissettin hakkımda birkaç önemsiz detay bilgiyi okurken? Eleştirmek istedin mi? İstediysen, neyi mesela?.. 4 dil konuşuyor olmamı mı? Sürekli seyahat etmemi mi? Kendime laf söyletmememi mi? Yoksa çaya 2 şeker atıyor olmamı mı? 

Ne hissettiklerini ve hangi duygunun ağır bastığını aklına getirdiysen, ardındaki nedenleri de kavrayabildin mi? Sorgula kendini neden öyle hissettiğin için. Bu iyi olabilir, kötü olabilir. Sana her ne hissettirdiyse ilk paragraf, o hissi sorgula. Çünkü o his sana hayatınla ve kendinle memnun olup olmadığını anlatmaya çalıştı. Ben yardımcı olayım... birinci varsayım: eleştirmek istemedin - beni yakından tanıyabilmene sevindin ve ilham alabilmek için dikkatini toparladın, hayatından memnun olup olmadığını ben sana söyleyemem ancak kendinden en iyisini çıkarmaya çalıştığın ve komplekssiz oluşun aşikar, zira bakış açın tamamen bu yönde. İkinci varsayım: eleştirmek istedin - söylediklerim seni rahatsız etti, içten içe yapmak isteyip yapamadıklarını anımsattı, ilk paragraf sana bir şekilde kötü hissettirdi, yoğun bir eleştirme isteği duydun kendince. Bu durumda hayatınla ilgili bir durum yoktur belki senin abarttığın kadar, ancak bakış açında sorun var. Bakış açılarımız uyuşmuyor seninle eğer o paragrafta eleştirme gereği duyduğun bir cümle mevcutsa. Zira orada eleştiri gerektirecek hiçbir şey yoktu. 

Söylemek istediğim şu... istediğiniz kişiyi istediğiniz kadar eleştirin, arkasından konuşun veya her neyse. Bu şekilde rahatlıyorsanız bunu yapın o halde, ne diyeyim. Sadece şunu bilin, zaman kaybediyorsunuz. Gerçekten zaman kaybediyorsunuz. Eleştirdiğiniz kişiler hayatlarını yaşarken, siz izleyici kalıyorsunuz, yapmayın. Şunun farkına varın: o, eleştirilecek bir şey yapıyor en azından - ya sen? Yaptığın şey yaşamak mı, yoksa sadece var olmak mı? Hayallerine neden ulaşmaya calışmıyorsun, hiçbir şey sana altın tepsiyle sunulmayacak. Neden insanların yaptığı güzel şeyler sana kötü hissettirmeye başladı? Neden elde ettikleri başarılar, sende rahatsızlık uyandırdı? 

Vive ut vivas.

Yaşamak için yaşa. Latince bir söz, çok güzel değil mi. Var olmak yaşamak anlamına gelmez, bu yüzden yaşamak için yaşa. Hayallerini gerçekleştir, kendini gerçekleştir. İstediklerini yap, istediklerini yapma. Sınırları zorla, duvarları yık. Kendi içinde özgür ol. Zaman kaybetme, zira ölmek, yaşamak kadar olağan. Eminim ardında izleyici olarak geçirdiğin bir hayat bırakmak istemezsin.

Sevgiler,
Eylem

1 comment :

  1. ah eylem! beni çok uzaklara götürdün özlemişim dilini ve yalınlığını daha çok seni bulmak istiyorum buralarda :)

    ReplyDelete